Oradaydım: Pérouges

Bunu kaydır

Bloğumu az biraz okuduysanız tarihe olan ilgimi fark etmişsinizdir. Bu ilgimden dolayı tek bir dönemde yaşamak bana nedense biraz haksızlık gibi geliyor. Kısacık olan ömrümüzde en azından birkaç tarihi döneme tanıklık etmek isterdim. Antik Roma, Orta Çağ ve Rönesans en fazla merak ettiğim dönemlerden. 2.Dünya Savaşı sonrası dönem de hoşuma gidiyor aslında. Kıyafetler olsun, müzik zevki olsun.

Konuyu fazla dallandırıp budaklandırmadan asıl noktaya geleyim. Dediğim gibi Orta Çağ’ın yeri bende hep ayrıdır. Muhtemelen oynadığım oyunlar ve tarih derslerinde üzerinde fazla durulduğu içindir. Bir de çeşitli sanat dallarının çok fazla esinlendiği bir dönem. Haliyle tarihe biraz meraklıysanız çoğunlukla sevebileceğiniz bir dönem. Yaşamak yerine turistik amaçlarla bulunmak isteyeceğiniz bir dönem. İşte Fransızlar da böyle düşünmüş olacaklar ki Orta Çağ’dan kalma tarihi yerleri tahrip etmeden ziyaretçilere açık bir hale getirmişler. Bu yerlerden birisi de Pérouges.

Pérouges Lyon’a çok yakın küçük bir Orta Çağ Kasabası. Kasabayı ilk gördüğümde hissettiğim Hasan Karacadağ görse yeni bir Dabbe filmi çeker burada oldu. Kasabayı ıssız hayal ettiğimde zihnimde beliren tek şey korku filmi için ideal bir plato olacağıydı.

Her yıl Haziran Ayı’nın ikinci haftası bu kasabada bir Ortaçağ Festivali olur. Zanaatkarlar ürünlerini, sanatçılar ise hünerlerini sergilerler. Kasaba festival zamanı ziyaretçi akınına uğradığı için yürümesi biraz zahmetli ve yorucu oldu. Ben başlarda burada yer alan restoran, kafe, hediyelik eşyacı gibi yerlerin yılın belli bir döneminde iş yaptığını düşünüyordum ancak kasabada yaşayanlar da varmış.

Giriş 9 Euro. Burada, yani genel olarak Fransa’da en sevdiğim şey gittiğiniz hemen her etkinlikte girişte size etkinlik programı sunulması. Yani bunda ne var, bu Türkiye’de de var diyebilirsiniz ancak burada bir kütüphaneye gittiğinizde bile çalışanlar anketör darlamasıyla bu broşürleri size vermeye çalışıyor. Hemen hemen tüm etkinliklerden faydalanmanızı sağlıyorlar. Bilmiyorum belki bizdeyken burun kıvırdığım ancak başka yerlerde aynısını görünce hoşuma gittiğini düşündüğüm bir şeydir.

          Uzun bir kuyruğun ardından (Burada en sevmediğim şey de bu. Her yerde bir kuyrukla karşılaşabilirsiniz. İnsanlar sürekli bir yerlerde, bir kuyrukta bekliyorlar.) kasabaya girdik. Tam o sırada müzisyenlerden oluşan bir kafile yürüyüşe başladı. Bizler de arkasından… Dediğim gibi Türkiye’de bu tarz şeyleri o kadar sevmesem de burada nedense hoşuma gitti. Biraz ikiyüzlülük olacak ama olsun. Belki de para verdiğim için sevmek zorunda hissetmişimdir. Ama güzeldi ya, Orta Çağ’ı seviyorum ben. Keşke bizde de olsa bu tarz festivaller, ya da olanlar, Cadılar Bayramı kutlamaları gibi, yalnızca belirli bir gelir seviyesinin üstündeki insanlara hitap etmese.

Bu grup bütün kasabayı dolaştırdı bize. Kasaba çok küçük olduğu için 1,5 saatte yürüyerek her yeri tamamlayabiliyorsunuz. Kasabada çadırlarda Orta Çağ sanatları ve meslekleri sergilenmekte. Hatta bu çadırlardan birisi de legal genelevdi. İki tane oğlan çocuğu annelerinin zoruyla yatakta yatıyordu. Bana sünnet zamanlarımı hatırlattı nedense. Tur bittikten sonra ister seyyar satıcılardan yiyecek bir şeyler alabilir, isterseniz bir restorana oturabilirsiniz. Hemen her bölgede olduğu gibi burada da yerel bira ve baharatlar var. Gurme olmadığım için bunları güzel ve çirkin diye nitelendirebilirim. Bira hafif olduğu için bana güzel geldi, ancak Dijon Hardalı’ndan nefret ettim. İkea’da olduğu gibi burada da rengine kanarak yemeye çalıştım ancak ufacık bir miktar bile burun deliklerimi yakıp geçti.

          Yemek faslından sonra ise kilisede flütlü kemanlı mini bir konser vardı. Gerek sıcaktan gerekse de yorgunluktan dolayı kilisenin serinliğinde mayıştım. Gösteri güzeldi ancak daha enerjik olduğum bir ana denk gelmesini isterdim. Kilisenin ardından sabahtan beri beklediğimiz “ şehrin düşman işgalinden kurtuluşu” tadında bir gösteriyi izledik. Zırhlı ve silahlı sanatçılar bizlere bir temsil yaptılar. Bu tarz sahnelere Gladyatör’den, Cesur Yürek’ten vs aşina olduğum için yüksek beklentiyle gittim. O sıcakta ve o ağırlıkta zırhlar ve silahlarla yapabileceklerinin en iyisini yaptılar. Biraz da kan efekti olsa iyi olurmuş. Şaka şaka.

          Sonuç olarak Orta Çağ ambiyansını gerek müziklerle, gerek gösterilerle gerekse de satıcılarla çok güzel yansıtan bir festival. Birgün yolunuz Lyon’a düşerse uğramayı ihmal etmeyin derim.

Buralarda da varım

Bir yorum gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares