Ucube

Bunu kaydır

Dünyanın bu kadar kalabalık olmadığı zamanlardı. İyi ve kötünün bile arkadaş olduğu, hiçbir şeyin dışlanmadığı zamanlar. Bekele dışında hiçbir şeyin.

Tanrıların bile bulutların ötesine uzanamadığı bu dönem yalnızca güçlülerin var olabildiği bir dönemdi. Doğan tüm çocuklar en güçlülerin yer aldığı bir konsey tarafından incelenir, testi geçemeyenler ıssızlığa terk edilirlerdi. Her nasıl olduysa Bekele, belki tanrıların bir lütfu, belki de güçlülerin onda bir şey görmesi sebebiyle bu testi geçerek kaderine terk edilmemişti.

Yıllar geçtikçe yaşıtları serpilip güçlenseler de o fazla büyüyememişti. Kabilenin erkekleri avlanmaya giderken onu arkalarında bırakıyor, iyi zamanlarında ise avladıklarından artanları ona layık görüyorlardı. Yedi yaşına gelen çocukları Bekele’ye karşı kışkırtıyorlar, çocukların ona saldırmasını törensel bir havaya bürüyorlardı.

Bütün bu yaşadıklarına rağmen hiçbir zaman hayatına son vermeyi düşünmedi. İnandığı şeyin bir şekilde onu bu durumdan kurtaracağını biliyordu. Bu durumda olmasının bir nedeni olmalıydı. Yoksa kabiledekiler neden onu bu zamana kadar sağ bıraksın, ya da ıssızlığa terk etmesin? Mantıklı düşünmesine rağmen yanılıyordu. Kendisi dışında herkesin güçlü olduğu bu toplulukta var olmasının tek nedeni diğer kabile sakinlerinin tanrıcılık oynamak istemesiydi. Yaşamasının ya da ölmesinin, mutlu olmasının ya da acı çekmesinin kendi ellerinde olduğunu görmek diğerlerini mutlu ediyordu. Bunu bilinçli yapmıyorlardı. Adını koyamadıkları bu duygu içgüdüseldi. Bekele durumun farkında olmasa da sezebiliyordu. Çektiği bu acılara bir şekilde son vermek istiyordu. Çok beklemesi gerekmedi.

O gün av güzel geçmişti. Bekele’nin bile ziyafete katılacağı kadar güzel. Artan av etlerini depo olarak kullandıkları çadıra koydular. Ertesi sabah büyük bir gürültüye uyandı. Kabilenin ileri gelenleri birbirlerine girmiş, mızraklar çekilmişti. “ Kim yaktı çadırı? ” diye bağırdı kömürleşen av etlerinin bulunduğu çadırır göstererek. “ Benden mi şüpheleniyorsun yani? ” diyerek mızrağını kaldırdı ona diğeri. “ Bekele’nin yapmadığı ne malum? ” diye sordu ardından. Bütün gözler o anda titreyerek diğerlerine bakan Bekele’ye döndü. “ Benim bedenim kendimi taşımaktan aciz, çadırı nasıl yakayım? ” diye sordu. “ Hem benim çadırı yakmak için herhangi bir sebebim de yok. Buradakilerin bana verdikleri bana yeter.” Etrafta bulunanların Bekele’yi onaylaması suçlananı iyice çileden çıkarttı. “ Bana yalancı mı diyorsun? Seni kendi ellerimle öldürmeliydim.” Diyerek Bekele’nin üzerine yürüdü.

“ Ona dokunursan seni gebertirim!”

“ Bana bunu nasıl söylersin kardeşim? ” dedi Bekele’nin üzerine yürümeyi bırakarak. “ Seninle kaç defa ava çıktığımı sen biliyorsun, bu ucubenin sözleriyle bana böyle davranamazsın!”

“ Burada kimin en güçlü olduğunu hepimiz biliyoruz. Kendine en çok payı alman beni rahatsız etmedi. Etseydi ben de onun gibi sen yokken diğerlerine seni kötülerdim. ” diye daha güçlü olana yanaştı Bekele.

“ Yeterince dinledim.” dedi ve mızrağını karşısındakine sapladı güçlü olan. Eliyle ağzını bastırarak ses çıkarmasını da engelledi. Birkaç dakika sürdü can çekişmesi. Kanlar içinde yatan ceset herkesi korkutmaya yetmişti.

“ Kıymetini bilmiyorlar, senin kıymetini bilmiyorlar.” dedi Bekele ilerleyerek. Burada senden güçlüsünün olmadığını herkes bilir. Neden herkesten güçlüyken, diğerleriyle eşit davranılsın sana?”

Kalabalık bunun altından ne çıkacağını bilmediği için şaşkınca Bekele’yi dinliyordu. “ Haklısın. Burada benden başka kimse bir fil öldüremedi. Hiç kimse bir timsah saldırına karşı koyamadı. Neden diğerleriyle bir tutulayım? ”

“ Çok doğru, bunca gücüne rağmen hak ettiğini almazsan başkaları alır.” dedi Bekele, yerde yatanı göstererek.

Çevredekilere aldırmadan birlikte Bekele’nin çadırına gittiler. Görüşmeleri bittiğinde gökte dolunay yükselmişti. Görüşmeden çıkan sonuç ise her şeyi değiştirecek cinstendi. Tarihte ilk defa bir topluluk lidere sahip oluyordu. Güçlü olan hepsinin lideri, Bekele ise yardımcısıydı.

Bekele yıllardır çektiği acıların intikamını böyle almıştı işte, dünyanın en ucube sistemini yaratarak. Kıvılcımını yaktığı ilk monarşi kendisi ve liderin karşısında eğilen insanlar tarafından alevlendirilmişti. Elinde dün geceden kalan yanık izi ise bunun belgesiydi.

Buralarda da varım

Bir yorum gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares